NİÇİN TEVBE ETMELİYİZ?
Tevbe etmek hakkında bilmemiz gereken bir çok özellik mevcuttur. Ama, önce “tevbe ” kavramı nedir, kısaca onu tanımlayalım. Tevbe, kelime anlamıyla ” aslına rücu etmek” demektir: “…. Rabbinizden af dileyin, sonra O’na tevbe ile rücu edin. Şüphesiz O çok merhametlidir ve çok sevgi doludur.” dedi.” (Hud 90). Rücu ” aslına dönmek, aslına yönelmek” demektir. Kişi, tevbe etmekle kendini yaratan Rabbine yönelmiş ve yüzünü O’na çevirmiş olur. Allah’ın af ve mağfiretine sığınmış olur. Şimdi, “niçin tevbe etmeliyiz?” sorusundaki özelliklere geçiş yapabiliriz. Öncelikle belirtmek isterim ki, “tevbe” bütün kapıları açan bir anahtardır. Bu anahtarı tanımak, anlamak ve yerinde kullanmak için, “Tevbe” kavramını şu üç başlık altında incelememiz şarttır: Tevbe, bir ibadettir; manevi bir temizliktir ve hiç kuşkusuz vuslat kapısının altın anahtarıdır. Bu anahtarlar, et-tırnak misali birbirlerinden asla ayrılmazlar.
Niçin Tevbe Etmeliyiz? Çünkü, tevbe bir ibadettir. Tevbe etmek, Kalu-Bela ve dünyadaki kader sistemi içinde yer alan çok önemli olaydır. Rabbimiz: ” sizi topraktan yarattık, toprağa iade edeceğiz, ve sonra bir kez daha sizi topraktan çıkaracağız” (Ta-ha 55) beyan buyurmuştur. İnsan toprakta bir bitki gibi yetiştirilmiştir: “Allah sizi topraktan bir bitki gibi yetiştirdi” (Nuh 17). Niçin bitki gibi? Bitkiler susuz yaşayamazlar. Suyun ise hafızası vardır. Bitkiler ayrıca kendi aralarında haberleşirler. Tıpkı atomlar gibi. Topraktan yaratılmanın, bitki gibi yetiştirilmenin insanlar üzerindeki fiziksel, kimyasal ve ruhsal etkilerine dikkat çekilmiştir. (Bu konu, insanın yaratılışı bahsinde ele alınacaktır). Topraktan yaratılmamızın vurgulanmasındaki hikmetlerin bir diğeri de şudur: Toprakta bulunan tüm madenler, mineraller, elementler hem toprakla bir aradadır, hem de ondan ayrıdırlar. Örneğin, altın topraktan zahmetle çıkarılır ve ayrıştırılır. Saf altın halini aldı mı da ona devlet tarafından bir mühür vurulur. Artık altın kıymetli bir maden olur. Tıpkı bunun gibi Allah tarafından topraktan bir bitki gibi yetiştirilerek yaratılan insana da bir mühür vurulmuştur. (Nuh 17):” Allah’a Kul Olma ve Kulluk Etme” mührü. Zaten tüm yaratılan varlıklar ağaç, böcek, çiçek, Ay, bulut, kuş vb. “Allah’a kul” olarak yaratılmışlardır. Tüm insanlar Kalu-Bela’da “Allah’ın Varlığına ve Birliğine” şahitlik ederek O’na iman etmişlerdir (Araf 172). Allah’a “KUL OLMAK VE KULLUK ETME” bu şehadetle başlamıştır. Tüm insanlar, bu şahitlikleriyle müminlerin evveli yani ilki olmuşlardır. Bu yüzden, peygamberler, enbiyalar, veliler vb. tevbe ettikten sonra daima “Ben müminlerin evveliyim” (Araf 143; Enbiya 163 vb.) demişlerdir. Tevbe ibadettir demiştik. İbadetin ne olduğunu biliyor muyuz? https://kurandakihayat.com/eski
Her insanın yaradılış nedeni Allah’a kulluk ve ibadet etmektir. “Ben insanları ve cinleri Bana kulluk ve ibadet etsinler diye yarattım..”(Zariyat 56 ). Kulluk ve ibadet etmek tüm insanlara bildirilmiş ilahi bir emirdir: ” Ey insanlar! Sizi ve sizden öncekileri yaratmış olan Rabbinize kulluk ve ibadet ediniz ki, muttakiler olasınız..” (Bakara 21). Demek ki, kulluk ve ibadet etmek için, bu kavramların ne olduğunu bilmemiz şarttır. ” Kul olmak, Allah’a şekk ve şüphesiz olarak “TESLİM OLMAK” demektir. Kulluk etmek ise “”ALLAH’A ŞÜKRETMEKTİR”. Şükretmek, Allah’ın bize ihsan buyurduğu nimetlerine hamd ederek, O’nun emir ve farzlarına boyun eğmektir. Çünkü, tevbe bizlere ihsan buyurulmuş bir lütuftur: “Allah’da size tevbe lütfetti” (Mücadele 13). İşte, bu yüzden “tevbe etmek” tıpkı namaz (Maide 6); tevekkül (Ali-İmran 67); tefekkür (Furkan 62), dua etmek, oruç tutmak, Allah’a şirk koşmamak, ilim tahsil etmek vb. gibi tamamen imana dayalı bir ibadettir. Allah’a kul olmak, Kalu-Bela’da başlar. Devam ediyoruz:
NİÇİN TEVBE ETMELİYİZ? Allah’a ibadet etmek için!
Allah’a ibadet etmek demek, her şeye Kadir olan, “ADİL” VE “ALİM” Yüce Rabbimizin doğru yolunu gösteren tüm “EMİRLERİNE İTAATTİR”. Buraya çok dikkat etmek lazımdır: “İbadet, kulluk etmek değildir. İbadet, Cenab-ı Hakk’ın ilme, hakkaniyete ve doğruluğa dayalı olarak buyurduğu emirlerine; azim, sebat ve sabırla itaat etmektir. Muhakkak ki, sabretmeden şükretmek mümkün değildir. Sabır ve şükür imanın iki dalıdır zaten. Allah’a kul olmak, O’na kulluk ve ibadet etmek her kişinin aklına, özgür iradesine ve tercihlerine bırakılmıştır. Bu yüzden, insanlardan bazılarının “ne yapayım, Allah beni böyle yaratmış, kaderim kötü yazılmış, kahpe felek vb.” diyerek suçlarını, günahlarını kabahatlerini Allah’ın kendilerine verdiği bir “kader, bir alın yazısı” olarak görmeleri kesinlikle doğru değildir. (Bu konuyu “nefsi terbiye” hakkındaki yazımda açıklayacağım,). Peki, kimin doğru yolda kimin yanlış yolda olduğu nasıl belirleniyor ve en önemlisi bizim bunu anlama imkanımız var mı? Doğru ya da yanlış yol “BİR ÖLÇÜ İLE BELİRLENİYOR”. Allah’a kulluk ve ibadet etmenin ölçüsü “İMTİHANDIR”. (Ankebut 2-3). Peki ölçülen şey nedir? Buraya çok dikkat etmemiz gerekir: Niyet ve amellerimize dayalı olarak ortaya koyduğumuz, davranışlarımız, fıtratımız, şükür ve sabrımızdır. Yani, İMANIMIZDIR. Tevbe imandan gelir. En büyük özelliği ise şudur: GERÇEK TEVBE HER KİŞİYİ TEVHİT YOLUNA GÖTÜRÜR. Allah’a yönelmek ve O’nu hakkıyla bilmek tevbeyle mümkündür. Kul, tevbe ederek günah işlemekten Allah’a sığınırsa, Yaradan da Tevvab ve Rahim şeklinde o kuluna rahmet eder. Niçin tevbe etmeliyiz konusuna devam ediyoruz;
NİÇİN TEVBE ETMELİYİZ? Manevi temizlik için!
Niçin tevbe etmeliyiz? Nefsimizi arındırmak için. İnsanlardan bazıları, ne yazık ki, zikir ve fikirle; dualarla; sevgiyle; kutsal korku olan Allah korkusuyla Yüce Rabbimize yönelmediği için, Allah’a cc. “kulluk etme şerefini” anlayamazlar; o zamanda kendilerini nefsani arzuları ve şeytanlar istila eder. Sonuç olarak da, insanın kendi asli kudret ve değerini anlaması mümkün olmaz. Şirke sürüklenir. Kendini üstün görerek kibir batağına saplanır, aklını çok beğenir, nefsini temize çıkarır, yani günahlarını az görür; hatta günahsız olduğunu düşünür. Kısaca, kendisine hayranlık duyar, kendini beğenip sever. İnsanın kendini sevmesi, kendini beğenmesi elbette gereklidir. Ama, insanın kendini sevmesi, nefsini yedirip içirip onu azdırması demek değildir. İnsanın, hastalıklı psikolojik bir ruh haline yuvarlanmadan kendini sevmesi ancak ve ancak nefsini arıtıp, onu terbiye edip, onu islah etmesiyle mümkündür. İnsan, elbette nefsinin haklarını verecektir, ama nefsinin imana uygun olmayan hazlarını da men etmeyi, yasaklamayı da bilecektir. Diyelim ki nefsimize ya da şeytana uyup günah işledik. Tevbe edip, halimizi düzeltip Rabbimizin rahmetine sığındığımız zaman o günahımızın silindiğini biliriz. Çünkü, Allah böyle beyan buyurmuştur: (Furkan 70-71) (Al-i İmran 89) vb. gibi. Nefsin heva ve hevesi, şehvet, vesvese, şeytanın işlediği günahlarını süslemesi gibi tehlikeler kendini kuşattığı zaman insan namazına, orucuna, zekatına, hac gibi ibadetlerine güvenme yanılgısına düşer, tevbeyi geciktirir ya da tevbe etmez. oysaki tüm insanların tevbeye muhtaç oldukları kesin bir hakikattir. Hiç kimse günah işlemekten kurtulamaz. Diliyle günah işlemese, eliyle işler; gözüyle günah işlemese kalbiyle işler. Nefsini kirletip gömer. Ama tevbe ederse, nefsini arındırır. Allah’ın vaad buyurduklarından şüphe etmez, gurur, hased ,kin, makam-mevki sevgisini gönlünden söküp atar. Zenginleri sevip onlara hürmet ederken, fakirleri hor ve hakir görmek gibi bir yanlışlığa düşmez. Velhasıl, nasıl ki, abdestsiz namaz kılınamazsa, tevbe etmeden de Yüce Rabbimizin rızası kazanılamaz. Unutmayalım ki, tevbe, Allah’ın bir emridir, o farz değildir. Aman efendim ha farz, ha emir ne önemi var diyemeyiz. Farzlar, bir özre dayalı olarak yerine getirilmezse, günah yüklenmeyiz. Örneğin, hastaysanız namaz kılmayabilir veya oruç tutmayabilirsiniz. Keza, 80 gram altınımız yoksa o yıl zekat vermeyiz. Ama, emirler öyle değildir. Hiçbir koşulda, hiçbir olgu veya olayda Allah’ın cc. emrini çiğneyemezsiniz. Özür beyan edemezsiniz. Emri yerine getirmezseniz, günaha sürüklenirsiniz. Tevbe emirdir, bu yüzden tevbe etmeden ölenlerin sonu cehennemdir: “…her kim de tevbe etmezse, artık onlar kendilerine zulmetmiş olurlar ” (Hucurat 11). Özetle, nefsimizi günahsız ve temiz tutmak ancak tevbe etmekle mümkündür. Bu ise hem maddi hem de manevi temizliktir. Maddidir çünkü kusur, hata ve günahlarının affı için Allah’a sığınanlar; O’nun bağışlama ve mağfiretine müracaat edenler bir iç huzuru duyarlar. bu da, bedenlerine etki eder. İnsan kendini daha iyi hisseder. bedenimizdeki enerji olumlu yönde etkilenir. aynı anda tevbe etmek bir manevi temizliktir. Niçin tevbe etmeliyiz sorusuna cevabımız; Tevbe etmekle insan Allah’ın yasakladığı şeyleri terk eder ve kendisini Rabbine ulaştıracak vuslat kapısının yolunu tutar.http://X.COM
NİÇİN TEVBE ETMELİYİZ? Vuslat Kapısını Açmak İçin!
Tevbe, vuslat kapısının anahtarıdır. Vuslat kapısı kapalıdır. o kapıyı ancak Allah’tan korkan ve günah işlemekten O’na sığınan tevbekarların tevbeleri açar. Allah korkusu, Allah’ın rızasını kazanmaya yöneliktir. Yani, tevbeyi, bedenine veya malına, şerefine, haysiyetine bir zarar gelir korkusuyla yapmak, gerçek tevbe değildir. Allah rızası için yapılan tevbe, yaptığı günahın menfaatini görse bile, o günahın çirkinliğini bilip, ondan tiksinerek vazgeçmektir. İmam-ı Gazali şöyle demiştir: Makbul tevbe, ancak ahirete ve günahların ahirette vereceği zararlarına kamil iman edenlerde olur. Yoksa kalbi pişman değilken, kişinin yalnızca dili ile söylediği tevbe ve istiğfarın kendisine hiçbir faydası yoktur. Kısaca, vuslat Allah’tan korkan ve sakınanların kapısıdır. Allah korkusuyla hareket eden kişi, imanına ve inancına bir haksızlık yapmamak için çaba gösterir. tevbe, vuslat kapısının kilidini açan bir anahtardır. Gelecek yazımız yine tevbe hakkında olacaktır.
Görüşmek üzere!
Very good explanation and very knowledgeable. Thank you for sharing your knowledge with us.
Thank you