KURANDAKİ HAYAT/ AKIL -İMAN 4.BÖLÜM

NEFSİN FONKSİYONU OLAN AKLIN İMANLA İLİŞKİSİ

Bir önceki yazımızda bedensel fonksiyonlara dayalı aklın pasif ve edilgen olduğunu belirtmiştik . Şu anda da nefsin yani benliğimizin fonksiyonlarına dayalı olarak aklı inceleyeceğiz.

Kuran’da akıl-düşünce-ibret ve idrak ile ilgili ya da ilişkili 100 den fazla ayeti kerime vardır. Aklın önemini vurgulayan ayetlerden bazıları şunlardır: “Akledecektir” (Bakara164); “Akıl erdirecektir” (Enam 151); “Düşünecektir” (Yunus 3); “İbret alacaktır” (Yunus 67) vb. Görüldüğü üzere akıl, Kuran’da çok önemli bir kavramdır.

Nefsin fonksiyonları olarak aklı, hafıza ve hatırlamaya dayalı olarak 2 başlık altında ele alacağız: Duygusal akıl ve İdrak .

1-DUYGUSAL AKIL: Duygusal akıl kavramı içine hayallerimiz, arzularımız ve hissettiklerimiz girer. Duygularımız akılcı düşünceden farklı oldukları için rasyonel akılla ihtilaf halindedirler. Duygu ve düşüncelerimiz “değerlerden ve değer yargılarımızdan” bağımsız değildirler. “İyi,doğru ve hak” gibi değerler, nesnel yani objektif olup, bizim değer yargılarımızdan bağımsızdırlar. Buna karşın, değer yargılarımız görelidir; yani kişiye, topluma, kültüre ve hatta olguya göre dahi farklılaşabilirler. Örneğin, savaşta insanların bazısı taraf değiştirir, evleri yağmalar,hırsızlık yapar gibi. Kuran’da ” savaştan geri kalmak isteyenler (Enfal 15-16) , ya da menfaatleri için kafirlerin arasına koşanlar (Nisa 139, (Ali- İmran 28) vb. ” gibi ayetler, olgulara göre değişen değer yargılarımızı vurgularlar. Bir başka örnek vermek gerekirse bazı ülkelerde borçlu olmak insana sıkıntı verip üzerken, Bangladeş’te borçlu olmak bir itibar göstergesi olarak kabul edilir. Çünkü, birileri sizi güvenilir bulduğu için borç vermiştir diye değerlendirirler. Bu da kültüre göre değişen değer yargılarımıza bir örnektir.

2-İDRAK

İDRAK, en geniş kapsamlı bir tanımla, kendimiz dışında kalan her şeyi (başka insan, ağaç, evler, vb,) anlamak ve kavramaktır. Buna algı da denir. İdrak, Kuran’da akıl erdirmek (Enam 151); akletmek (Bakara 164); aklını kullanıp ibret almak (Taha 54) vb.anlamlara gelmektedir ve yine Kuran-ı Kerim’e göre idrak, 5 farklı temele dayanır.

1-Beş duyu yoluyla kavranılıp anlaşılan algılar: Burada nesnelerin, dış dünyanın objelerinin (örneğin, eşiniz, çocuğunuz, dağ,deniz vb.) duyu organlarınca göründüğü şekliyle kavranılmasına dikkat çekilir. burada önemli olan şekildir, o şekli kavramaktır.Bunun iki önemli nedeni vardır:

a- gördüğün, şahit olduğun, duyduğun dokunduğun tattığın her şeyin fiziksel bir gerçekliği vardır. Onlar, birer hayal ya da maya değildirler.

b- Gördüğümüz fiziksel gerçekliğe ilişkin herhangi bir şeklin hareketi (örneğin, dünyanın güneş etrafında dönmesi); ya da hareketin şekli (örneğin, fotonun parçacık özelliği göstermesi, ya da ses dalgalarının enine yayılması vb.) bizleri İDRAK KABİLİYETİ ile daha yüksek bir düşünce sürecine götürür. Örneğin, insanlar ” güneş ve ay yörüngelerinde yüzerler” (Yasin,62) mealindedeki ayette dile getirilen şeklin hareketini anlamak için fikir, görüş, düşünce ve akıl yürütme yeteneklerini ortaya koymuşlardır. Sonra da , bu düşüncelerinin üzerinde tefekkür ederek hareketin niteliğini, düzen ve kurallarını, hareketin varoluş amacını diğer şekillerdeki benzeyiş ve farklılıklarını analiz etmişlerdir. İmdi insana da bir şekil verilmiştir, insanlarda hareket etmektedirler. o halde insan hem bedeninin çalışma sistemlerinin analizini yapmalı, hem de Kuran’a göre kendi eylem ve davranışları üzerinde düşünmelidir; tefekkür etmelidir, meditasyon yapmalıdır. (Nahl17).

2- Duyum ve duygulara dayanmayan algılar: Bazı algılar, her tür tasavvurdan, zihinde canlandırmadan, muhayyileden beridirler. Zaten bu tür algılar tasavvurun karşıtı olup idrak etmeye dayanmazlar. Örneğin, “Kıyametin Saati” gibi, “Mutlak Gayb” gibi. Bakara 255 de” …onlar ise O’nun dilediği kadarından başka ilmi ilahisinden hiçhir şeyi kavrayamazlar…” ayetinde bu bildirilir. Allah cc. ayrıca bilgilerimizin bir sınırı olduğu gerçeğini de bu ayetle vurgulamaktadır.https://kurandakihayat.com/eski

3-Akıl yürütmeye dayalı algılar: İrade devrededir. Çok önemlidir.; çünkü algılanan kişi, olay, olgu ya da duygu belleğimizde mevcut değilse, mukakememiz devreye girer. İrade, bu muhakeme yani akıl yürütme sonucu verdiğimiz karara göre davranmak ve onu hafızamıza depolamaktır. Eğer, kişi olay, olgu belleğimizde mevcut ise, ancak o kişi, olay ya da olguyla ilgili yeni bir bilgi, anlama ve kavrama oluşmuşsa, yine yargılama ya da akıl yürütmemiz (reasoning) devreye girer. Örneğin, tanıdığımız, bildiğimiz bir kişi hırsızdı, ama tevbe etti. Bu yeni bir bilgi , tekrar muhakeme ederiz.. Bir başka örnek, ” Ey Salih! Bundan önce sen bizim içimizde ümitle bağlandığımız bir zat idin, şimdi bizi babalarımızın taptığı ilahlara tapınmaktan men mi ediyorsun?..” (Hud 62). ayeti iradeyi kavramamıza güzel bir örnektir. Konuyu biraz daha açıklamamız gerekiyor: Öncelikle akıl, akıl yürütme nedir?

AKIL, en kısa tanımlamayla akıl yürütme (reasoning), idrak ve zekayı da kapsayan bir düşünce sistematiğidir. Yani, idrak ve zekaya dayalı olarak ortaya çıkan bir anlama ve kavrama kabiliyetidir. Anlama va kavrama kabiliyeti her insanda bulunur (Rahman 1-4). Akıl yürütmeyi (reasoning ) açıklamadan idrak ve zekayı kavramak zordur. Zira idrak veya iradenin temelinde akıl yürütme yer alır

Akıl yürütme, aklın temelinde yer alan bir olgu olmasına karşın kesinlikle akıl değildir. Akıl yürütmek insanın somut bir olgu, bir kişi, bir olay, bir nesne ile ilgili bir gerçeğin ne olduğunu anlamaya yönelik gözlem-analiz-bilgi-ve bilmeye dayalı zihinsel faaliyettir. Bir örnekle açıklayalım: Bildiğiniz gibi, küçük çocuklar ilk defa karşılaştıkları nesnelerle , objelerle ilgili hep şu soruyu sorarlar: “Bu ne?” Yani, çocuk toprağı, ağacı, kediyi, köpeği, güneşi, yıldızı görür ve sorar:”Bu ne?” Çocuğun bu soruları bilgi edinme ve o şeyin ne olduğunu anlamaya yöneliktir. Unutmamak gerekir ki, bilgi ve bilmek eylemi olmadan bir şeyi öğrenmek mümkün değildir.Bilgi-bilmek-öğrenme-anlama ve kavrama o kişinin hafızasına ve algısına dayalıdır. Örneğin, çocuk yolda bir sürü araba görür, gördüğü arabaların renkleri,şekilleri, modelleri farklı olsa da, hafızasına, algısına şunları yerleştirir: “Araba 4 tekerleği olan, insanları sokakta ayaklarıyla yürümekten kurtaran, içinde koltukları bulunan, simite benzer direksiyonu olan, anne, baba ya da başkasının kullandığı araç, makine.” Şimdi, yapacağımız analize bağlı olarak biz akıl yürütüyoruz: Çocuk arabayı tanımıştır (görsel algı devreye girmiştir.); arabayı öğrenmiştir (bilgi ve bilme yoluyla) ve araba hakkında gördüklerini, işittiklerini belleğine bir tecrübe bir deneyim olarak kaydetmiştir. Akıl yürütmede bu andan itibaren düşünce aşamasına geçilir. Düşüncenin ilk basamağı gözlem ve analizdir. Farklı model ve renkte arabaların olduğunu öğrenmek çocuğun öğrendikleri arasına girmiştir.

Akıl yürütme ayrıca, kuşku, vesvese, kuruntu, olasılık, kanı ve kanaat gibi faktörlerle de iç içe bulunur. Bu faktörlerle oluşturduğumuz akıl yürütmeler, davranışlarımız üzerinde çok etkilidir hatta bazen üzücü sonuçlara bile yol açabilmektedir. Somutlaştıralım: Eşinizin üst üste eve geç gelmesi hakkında a-sevgilisi var; b- beni eskisi gibi beğenmiyor gibi şıklara dayanarak akıl yürüttüğünüzü, çıkarımlar yaptığınızı düşünelim. Dikkat ederseniz her iki şıkkın ikisinde de kuşku, şüphe, vesvese, kuruntu gibi olasılıklar yer almaktadır; yani elinizde somut bir delil yoktur. Bu olasılıklardan hangisine karar verirseniz, davranışlarınız verdiğiniz karara göre şekillenecektir. Örneğin, belki kavga edeceksiniz, belki eşinizi terk edeceksiniz, belki de boşanacaksınız. Bu tip akıl yürütme eylemi, nefsimizin imtihan alanında karşımıza çıkar ve nefsani kötülüklere sebep olabilir, ya da şeytanın tuzaklarına düşmemize neden olabilirler. Çünkü kuruntu, şüphe ve vesvese şeytanın tuzaklarından bazılarıdır.

4-Duygulara dayalı idrak: Kuran bu alanda birbirlerinden farklı iki ayrı duyguya dikkat çekmiştir.Bunlar:

a- Beklentilerimizle ilgili duygular: Bu tür duygulara örnek olarak iki ayet karşımıza çıkıyor: “..Aa! Bunlar mı Allahın aramızdan lutfuna layık gördüğü kimseler?..” (Enam 53) ve ” …bize sağlıklı bir çocuk ihsan edersen, yemin ederiz ki, şükreden kullarından oluruz.” (Araf189).Bu tarz duygular hissiyata ve ruh haline dayanır, o zaman da ibadet, iman ve şükür bizim hislerimize bağlı olur. Her iki ayette bunun yanlışlığı vurgulanmaktadır. Günlük yaşantımızda da bu böyledir. Örneğin, işe alınmayı ümit ettiniz ve alınmadınız. Kızgınlık ve hayal kırıklığı duyar; dahası kendi değerinizden şüphe edebilirsiniz. Bu çok yanlıştır. Aynı bağlamda, aşık olduğunuzda geçmişteki ilişkinin hatırası duygularınızı etkiler. O zaman geçmişteki tecrübeleriniz şimdiki ilişkinizle ilgili size ya “duygularına fazla güvenme” der ya da şimdiki durumu geçmişle mukayese ederek sizi şimdiki sevginizin gerçek olduğuna inandırır ” bu seferki başka” dersiniz.

b-Bir gerçeklik değerine sahip olan spesifik duygular: Bunlar adalet, doğruluk, hakkaniyet, iyilik, mutluluk, sevgi vb. gibi bir değere bağlı olarak ifade edilebilen duygulardır. Hafızamızdaki her duygu ,her hatıra bir değerle örtüşmüş olarak muhafaza edilirler. Bazı değerler çevreden öğrenme yolu ile edinilen niteliklerdir.Toplumdan topluma, küitürden kültüre farklılık gösterirler. Farklılığı yaratan şey, bu değerler hakkındaki yargılarımızdır, onlar görelidir.Yani kişiden kişiye, toplumdan topluma değişiklik gösterebilir. Şimdi bu değerler rasyonel akılla uyum da gösterebilir, ihtilaf halinde de bulunabilirler.Örneğin, ölüm ve yeniden diriliş iman eden kişi için hak ve hakikattir. İnkarcıların ahirete inanmayışları, bu değerlerin dayandığı ” VİCDANİ AKIL” ile ters düşmelerinden kaynaklanır. Vicdani akılla rasyonel akıl iman kalpte kökleşinceye kadar çekişme halinde bulunurlar. Bu da kişiyi stres ,depresyon ve kaygıya sürükleyerek, fiziksel ve ruhsal hastalıklara sebebiyet verebilir. Örneğin, mutluluğu ele alalım. Mutluluk bilimsel olarak incelenemez., çünkü beyinde bir merkezi yoktur. Peki, aşık olunca ayaklarımızın yerden kesilmesi, çok istediğimiz bir şey gerçekleştimi sevinçten deliye dönmemiz, ya da çok yüklü bir para kazandık mı havalara uçmamız mutluluk değil midir? Hayır! Bunlar sevinç ve hazza dayalı duygulardır. Sürekli yani devamlı değildirler. İnsanların nimet verilince çok sevinip, sıkıntıda Allah’a isyan etmeleri bu sahte mutluluğa bir örnektir.Keza, bir spor dalında veya bir yarışta galip gelerek altın madalya ya da kupa almak insanı motive edebilir ama onlarda bir mutluluk kaynağı değildirler. O HALDE GERÇEK MUTLULUK NEDİR? AKIL, VİCDAN VE RUH TEMİZLİĞİDİR. Kuran’da Fetih suresi 4. ayette buna işaret edilir.

55- Bilince dayalı idrak (irade, algı) Bu alanda Kuran’da şu üç ayırt edici özellik görmekteyiz:http://twitter.com

a- Hakikate gözlerini kapatıp, kulaklarını tıkayanlar, yaşamı tıpkı hayvanların yaptığı gibi yemek ve içmekten ibaret sayanlar.Onlar, asla bilinçsiz veya idraksiz değildir

ler. Ancak, onlar akıllarını yanlış yönde kullananlardır. Hakikati anlamak, görmek aklın fonksiyonlarıdır. kısaca bilinç farkındalıktır.

Bilinçlilik ve farkındalığı bazı bilim adamları, “kişinin kendi davranışlarının,benliğinin farkında olması; davranışlarının sebep-sonuç ilişkilerini ve etkilerini fark edebilmesi” olarak açıklamışlardır. Örneğin, benim adım Ayşe. Ancak ben, benimle aynı adı taşıyan diğer Ayşelerden farklı özelliklere sahip olduğumu bilirim. Fiziksel olarak benim saç, göz, burun yapım, vb.gibi özelliklerim diğer Ayşelerden farklıdır. Zihinsel olarak IQ seviyem de beni diğerlerinden ayırır. İlaveten, duygusal ve his dünyamda diğer Ayşelerden farklıdır. Kısaca her insan kendisinin diğerlerinden farklı olduğunu bilir.

b-Bilinçlilik bir başka tanıma göre de “şahsi, kişisel deneyimlerde” ibarettir . “Ey iman edenler! Sarhoş iken ne söylediğinizi bilinceye kadar namaza yaklaşmayın!” (Nisa 43) Sarhoşken bilinç devre dışında kalır. Bu yüzden sarhoşların hareketlerinde bilinçli davranışlardan söz edilemez. Bilinçliliği en yalın ve amiyane tabirle “kafama dank etti” olarak açıklayabiliriz. Kafamıza dank eden şey, bir gerçeklikle ilgili hakikatin ne olduğunu kavramaktır.İşte idrak bu yüzden çok önemlidir. Biliyoruz ki, her kişi diğer insanlardan akıl, duygu, his, arzu vb. farklı olduğunu bilir. Birbirine tıpa-tıp benzeyen 2 insan yoktur. Aynı yumurta ikizleri bile birbirinden farklıdır. Örneğin, parmak izleri birbirlerinden farklıdır. Bakara 164, Rad 4 ayetlerinde doğadaki farklılıklar açıklandıktan hemen sonra idrake vurgu yapılır.(Rad18). İnsan ancak bir şeyi idrak ettikten sonra, ne olduğunu kavradıktan sonra, o şey üzerinde düşünmeye başlar.Görüldüğü üzere, idrak=şuur=bilinçlilik aklın anlama ve kavrama kabiliyetidir. Düşünce dediğimiz an devreye zeka girer.

c- Bilinçli olmak, aklı kullanmaktan kasıt kişinin kendi benliğinin farkında olması demektir. BİLİNÇLİ KİŞİLER , Kuran’da “temiz akıl sahipleri” olarak nitelendirilmişlerdir. Ancak kurtuluşa ermeleri vicdan temizliği ile mümkündür. Yani bir insanın akıllı olması, alim olması onun imanlı olduğunu göstermez. Gerçek akıl sahipleri ” şapka akıl, salim akıl” olarakta tanımlanan temiz akıl sahipleridir. Gelecek yazımızda ele alınacaktır.

Zeka aklın yol arkadaşıdır ama akıl değildir. Zeka da anlayış kabiliyeti olup, her kişide farklı seviyelerde bulunur. Ölçülebilir, (IQ seviyesi); skalası vardır. Zeka elbette idrakten daha kapsamlıdır. Hayal gücü, bellek, fikirlerin doğmasına ait muhayyile, ve kavramsal düşünceyi içerir. Bir kişi çok zeki olabilir, bir dahi olabilir. ama aklını kötü işlerde kullanabilir. Demek ki, zeka da idrak de imanı akılla temellendirmenizde bize yardımcı olamazlar. Gelecek yazı temiz akıl üzerine olacaktır.

Similar Posts

Bir Cevap Yazın

2 Comments